Borçlarını Ödemeyenler Hep Kazanır!

Hayatımda hiç yaşamadığım iki şeyi aynı anda yaşadığım bir ay oldu Şubat.

İlki üye olduğum derneklerden birinin bir süredir aidatını ödemediğim için bana bir icra ihbarnamesi göndermesi. İkincisi ise onun hemen ardından otomatik ödeme talimatı vermeyi unuttuğum bir Türk Telekom faturası için bana kurumdan çok yakında icra ihbarnamesi göndereceklerine dair bir telefon gelmesi. Herkes için ilginç olmayabilir ama benim gibi orta sınıf ve ödemelerine hassas birinin başına gelince şaşırtıcı geliyor. Ancak her iki iletişimde de beni arayan hukukçular hemen ödeme yaparsam indirim yapacaklarını ve icranın gerçekleşmeyeceğini söylediler. Yani ilginç olan bir süredir ödeme yapmamış olduğum için kâra geçmemdi. Alamayacaklarından çekinmiş olmalılar ki teklif dâhi onlardan geldi. Kendi kendime bir an “Neden yıllardır bu kurumlara ödemelerime bu kadar dikkat ettiğimi,” sorguladım. Ödemiyorsunuz ya da çok geç kalıyorsunuz diye cezalı ödemek yerine daha az ve indirimli ödüyorsunuz. Bütün o sözlerime taahhüt kavramını bir kenara koyduğumda oldukça kârlı gibi görünüyor değil mi? Sonra yıllar önce öğrendiğim Mahkûmlar Dilemması (Prisoners’ Dilemma) geldi aklıma.

İki zanlı bir soruşturma kapsamında polis tarafından göz altına alınmıştır. Polis elinde tutuklama için yeterli kanıt olmadığından her iki zanlıyı ayrı ayrı hücrelere koyup bir anlaşma sunmaktadır. Anlaşmaya göre zanlılardan biri diğerinin aleyhinde tanıklık eder diğeri ise suskun kalırsa, tanıklık eden serbest kalacak susmayı tercih eden taraf ise 10 yıl hapse mahkûm edilecektir. Eğer ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık etmez suskun kalırlarsa her ikisi de 1 yıl hapis cezasına, eğer her ikisi de birbirleri aleyhinde tanıklık ederse, her iki zanlı da 5’er yıl hapis cezasına çarptırılacaktır. Her ikisi de diğerine yeterince güvenmediğinden 5 yıl cezaya razı olurlar. Halbuki ikisi de sussalardı sadece 1 yıl ceza alacaklardı.

Aynı dilemma balıkçıların içine düştüğü önemli bir ahlakî problemi de yaratır. Yasak dönemde avlanmak ya da avlanmamak. Eğer bazı balıkçılar yasak dönemde avlanırsa, yasağı delerek illegal hareket edenler avlanma olmadığından balıklar bol olduğu için büyük kâr ederler. Ancak yasağa kimse uymaz ve herkes birlikte yasak dönemde avlanırsa tüm balıkçılar hep beraber aç kalırlar.

Yukarıda benim geç ödeme örneğimde de aynı şey geçerlidir. İndirim dahi alsam aslında benim yarattığım yükü zamanında ödeyenlere yükler firmalar ya da kurumlar. Kârlı gibi görünebilirim ama gerçekte eğer aynı şeyi herkes birden yaparsa bir süre sonra hizmetlerden yararlanmam imkânsız hâle gelir. Yani aslında ödenmeyen vergilere ya da ödemelere getirilen indirimler, aflar mutlaka ve mutlaka ödemesini düzenli yapan dürüst insanların sırtlarına yük olarak binecektir.

Bugün maalesef aynı durum Kitap Piyasası’nda da bulunmaktadır. Eskiden sadece birkaç yayınevinin yaptığı yazar finansmanıyla kitap basmak (parasını yazarın ödediği) istisnaî bir durumdu. Bugün ise neredeyse tüm yayınevleri büyük küçük dinlemeden yazarın ödemeleriyle kitap basabiliyorlar. Bu durumda iyi yazan ama parası olmayan ve/veya iyi yazan ama parayla kitap bastırmayı doğru bulmayanlar için piyasa gittikçe daralıyor. İşin kötüsü piyasa da birden yayınevi filtresinden geçmeyen kalitesiz kitaplarla dolmaya başlıyor. Daha da kötüsü raflarda duran ve aslında satılmayan kitaplar kitapçıdan, yayınevine, dağıtımcıdan okura herkesi etkiliyor. Başka kötü sonuçlarda var.

Sola Yayınları’nda asla ücret karşılığı ya da yazar finansmanıyla kitap çıkarmayız. Ancak yazar finansmanıyla kitap çıkaran firmalarla rekabet etmek için elimizdeki tek unsur kalite farkını yaratabilmektir. Ne kadar kalite farkı yaratsanız da maalesef yasak dönemde balık avlamada olduğu gibi başka bir tehdit altında kalırsınız. Çünkü sizden %50-60 iskonto isteyen dağıtımcılar ödemelerini de size 6 ay ile 1 yıl arasında bir sürede yaparlar. Bazıları hiç yapmazlar. Üstelik bir yayınevi % 20 civarında matbaa maliyetlerine ve % 7 civarında da yazara ödeme yapar. Depo, ofis kira, çalışanlar dediğiniz de ise yaşamak imkânsız hale gelir. Bu durumun en önemli nedeni özellikle “Yazar Finansmanı” ile kitap bastıranların kitap satış geliri olmadığı ve kazançlarını yazardan aldıkları için dağıtımcı vadelerini çok umursamamalarıdır. Çünkü gelirleri sadece ve sadece yazardan peşin olarak geliyordur. Zaten kitaplar satılmadığından onlara ödeme de gelmeyecektir. Satıcılar dağıtım kanalında olmak için kitaplarını bedava bile verebilirler. Dağıtım kanalı kitaplarını bastırmak isteyen ve para ödeyecek yazarlar için oldukça önemlidir. İşte bu nedenlerle yüzlerce yayınevi de dağıtım kanalında olabilmek için bir yıllık vadelere razı olunca siz yazar finansmanıyla çalışmasanız bile sizi de 1 yıllık vadelere mecbur bırakırlar. Anlattıklarım yayınevlerini suçlamak veya da yanlış yaptıklarını söylemek için yazılmış bir metin değildir. Tam tersine başka şansları olmadığını söylemek içindir. Biraz da zorunluluk altında ahlak dışı hareket edebilen biriyseniz (gerektiğinde simit satmaya gönlünüz razı değilse) yapmanız gereken tam olarak budur. En iyi ihtimalle yazara da bir şey ödemezsiniz ve kendi içinizde “Mecburum, piyasa bana başka bir şans bırakmıyor.” diyerek vicdanınızı da rasyonelize edebilirsiniz. Biz yayınevini kendi akademimizden finanse edebiliyoruz ama her şeyin ötesinde asıl suçlu yasak dönemde balık avlayanlardan balık satın alan tüketicidir. Piyasayı düzenleyebilme gücüne sahip olan tek unsur tüketicidir. Tüketici en baştan bazı yayınevlerinin batmasına neden olacak olsa bile “Ben parayla basılmış bir kitabı almam, basanı da tanımam.” demesi gerekmektedir.

Mahkûmlar ikilemi burada da devrede, yakında denizde balık bile kalmayacak ama kimsenin haberi yok. Eğer okuyucu da bunu fark etmezse her şey yakında çok farklı olacak. Okuyucuların yazar finansmanı ile kitap basan yayınevlerini bilmesi gerekiyor ama bunu bilmenin bugün tek yolu söylentilerdir. Keşke ticari faaliyet belgelerine “Parayla Kitap Basılmaz” ya da “Bize Para Verin Her Şeyi Basarız.” şekline ifadeler konulabilseydi.

Kitap kültürdür. Yazarlar ve Yayınevleri bu kültürün en önemli parçalarıdır. Yozlaşmaya ve yok olmaya devam etmesini istemiyoruz. Eğer siz de bir deniz yıldızını yeniden hayata döndürmek ve onu denize atmak istiyorsanız destek olun ve bu makaleyi paylaşın. Belki bir kaç kişinin fark etmesi tüm balıklar ölmeden yeniden hayat verebilir.

Umut Kısa

Kitap Yayınlatmak İsteyenler İçin

16 Şubat 2017

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir